1996‘dan beri tüm internetin kaydını tutan Internet Archive, 25 Ekim itibariyle toplam 25 petabaytlık (25600TB) veri topladığını açıkladı.

16 senedir araştırmacılar, tarihçiler ve öğrenciler için tarihi koleksiyonları dijital biçimde sunduğunu söyleyen Internet Archive, çeşitli web sitelerinden topladığı bilgileri Wayback Machine ile kısmen görüntülemenize izin veriyor. 10PB‘lık veri, bazılarımız için çok da büyük bir rakam olmayabilir (Facebook’un en az 100PB’lık veri depoladığı söyleniyor) ancak bu bilgi, iletişimin geldiği noktayı görmek açısından önemli olsa gerek. Internet Archive’ın en önemli amacı ise internette yayınlanan materyallerin tarihe karışıp yok olmasını engellemek.

Internet Archive, Perşembe günü kendi içinde yaptığı küçük bir etkinlikte 80 terabaytlık bir veritabanının araştırmacılara açılmasını kutladı. Bu 80TB’lık veri, 2011′deki iki milyar URL’yi içeriyor.

İngiltere’de bugün çok önemli bir davada karar günüydü. İngiltere İç İşleri Bakanlığı 2001 ve 2002 yıllarında Pentagon ve NASA’ya ait bilgisayar sistemlerine sızdığı için kesinleşmiş hapis cezası olan ve 7 yıldır ABD’ye iade edilmemek için hukuk savaşı veren ünlü hacker Gary McKinnon’ın iade edilmeyeceğini açıkladı. Bu karar, sosyal ağlarda aktivistlerin en çok paylaştığı konulardan birisi haline gelirken, İngiltere İç İşleri Bakanlığı’na tebrik ve teşekkür mesajları yağıyor.

Gary McKinnon, hacker camiasında önde gelen isimlerden birisi. Uzaylı yaşam formlarının varlığına inanan İskoç hacker, 2001 ve 2002 yıllarında UFO kanıtları toplamak için ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve NASA’nın bilgisayar sistemlerine sızmıştı. McKinnon, FBI ve İngiliz Polisi’nin düzenlediği bir ortak operasyonla 2002 yılında yakalandı. Sonrasında ise tam anlamıyla bir hukuk savaşı başladı.

Pentagon, bilgisayar sistemlerine sızan Gary McKinnon’ın 900.000 Dolar tutarında hasara yol açtığını açıklıyor ve McKinnon’ın yargılanması için ABD’ye iadesini istiyordu. Uzun süren dava süreci McKinnon’ın aleyhine sonuçlandı ve McKinnon’ın ABD’ye iadesi 2008 yılında İngiltere Yüksek Mahkemesi kararıyla kesinleşti. Ancak hukuk savaşı sürerken enteresan bir gelişme yaşandı ve McKinnon’ın Asperger Sendromu adı verilen ve bir ruhsal rahatsızlığı olduğu saptandı. Bu ruhsal rahatsızlık, McKinnon’ın intihar yaşamı için ciddi bir tehditti ve ABD’ye iadesinin hastanın sağlığı üzerinde ciddi zararı olacağı ileri sürülmekteydi.

Bunun üzerine süreç yeniden başladı ve mahkeme sonuçları yine McKinnon aleyhine çıktı. Ancak bir suçlunun iade edilmesi için İngiltere İç İşleri Bakanlığı’nın nihai onayı gerekiyordu ve İngiltere İç İşleri Bakanı Theresa May, bugün açıkladığı karar ile iadenin gerçekleşmeyeceğini duyurdu. May, İngiltere Parlamentosu’nda yaptığı açıklamada, uzman raporlarına bakarak yaptığı değerlendirmeleri neticesinde McKinnon’ın iadesi halinde yaşamına sn verme riskinin son derece yükseleceği sonucuna vardığını ve bunun insan haklarına aykırı olacağı için iadenin gerçekleşmeyeceğini açıkladı.

İngiltere İç İşleri Bakanı ayrıca yeni bir yasa hazırlığında olduklarını ve bu yasa sayesinde İngiltere’de yargılama şansı bulunan vakalarda yurt dışına iade seçeneğinin mahkeme tarafından engellenebilir olacağını açıkladı. Bu gelişmenin Julian Assange davasını da etkileyebileceği ileri sürülmekte

Bu arada McKinnon’ın iadesi kararının İngiltere İç İşleri Bakanı tarafından engellenmesi, sosyal ağlarda en çok konuşulan konulardan birisi haline geldi. Pek çok aktivist, İngiltere’nin bu duruşunu sevinçle karşıladıklarını açıklamakta. McKinnon’ın annesi de BBC’ye verdiği bir röportajda İngiltere İç İşleri Bakanı’na kalpten teşekkürlerini sundu. McKinnon’ın İngiltere’de yargılanması gündemde olacak ancak bunun gerekli olup olmadığına İngiliz mahkemeleri karar verecek

McKinnon’ın davası, İngiltere’deki sivil hak savunucuları ve aktivistler tarafından yakından takip ediliyordu. İngiltere’de başta Sting, Stephen Fry, Tony Benn, Bob Geldof ve efsanevi Pink Floyd grubu üyesi David Gilmour gibi sanatçılar, McKinnon’ın iade kararına karşı düzenlenen kampanyalara öncülük etmekteydiler

Facebook, Twitter ve diğer sosyal ağlardaki yığınla arkadaşınızı ve takipçinizi çıldırtmak mı istiyorsunuz?

Bu konuda ciddi iseniz biraz uğraşmanız gerekebilir, ancak her şeyi göze alırsanız ödülünüzü kazanacağınızdan şüphemiz yok:
Arkadaşlarınız tarafından silinmek ve artık hiç takip edilmemek.

Yalnız ve tekdüze bir hayat yaşamak istediğinizden eminseniz,
aşağıdaki maddeleri yerine getirmeniz, bunu garantileyecek.

Hep kendiniz hakkında konuşun
Herkesin sizin hakkınızda bir şeyler duymak için can attığını unutmayın.
Konunun ne olduğu önemli değil, sizin ilgilendiğiniz bir şey olsun yeter.
Özellikle kendinizi süslü kelimelerle övmeniz ve felsefe yapmanız,
arkadaş çevreniz tarafından alkışlarla karşılanacaktır

Aklınızdan geçen her şeyi, her dakika paylaşın
Facebook durumlarınızı herkese açık hale getirdikten sonra aklınızdan geçen
ve karşılaştığınız her şeyi paylaşmanız, yeni tanıştığınız kişilerle
veya sizi az tanıyan insanlarla hemen kaynaşmanızı sağlayacak

Herkesi her etkinliğe davet edin
Sizinle Facebook’da arkadaş olan herkes, katıldığınız etkinliklere de pekala gelebilir
Özellikle gerçek hayatta olmayan etkinliklere herkesi davet etmemeniz
ve birilerini dışarda bırakmanız, diğerlerine karşı işlenmiş bir ayıp olabilir; dikkatli olun!

İnternette tüm yaptıklarınızı paylaşın
Foursquare check-in’leri, Klout puanları ve Facebook uygulama etkinlikleri.
Tüm bunlar arkadaşlarınız tarafından çok merak edilen şeyler ancak dahasını da eklemelisiniz:
Hangi ünlüye benziyorsunuz? Neredesiniz ve hangi yemeği yiyorsunuz?
En çok hangi konuda konuşmayı seversiniz? Bu konuları atlarsanız arkadaşlarınız azalabilir, dikkatli olun

Kelimeleri bilerek kısaltın, noktalama işaretlerini özenle yok sayın
Yazım kurallarına neden uyuyorsunuz ki? Tüm yazdıklarınızı sizden başka kimsenin anlamasına zaten gerek yok. Belki de kendinize has kısaltmalarınızla gurur duymalısınız

Özel konuları halka açın
Hassas konuları topluluk içinde konuşmak kadar güzel bir şey yok.
Bunu arkadaşınızın Facebook duvarında veya Twitter’da takipçilerinizle
rahatlıkla yapabilirsiniz. Size yardımcı olmak isteyecek birileri mutlaka çıkacaktır

Panasonic, güneş ışığıyla aydınlatma yaparak, dünyanın en yüksek verim seviyesi (*1) olan yüzde 0,2 ile karbondioksiti (CO2) organik maddelere çeviren bir yapay fotosentez sistemi geliştirdi. Alınan bu verim seviyesi, biyoyakıt enerjisi için kullanılan gerçek bitkilerle kıyaslanabilecek düzeyde. Sistemin püf noktası, sistemi basit ve verimli kılan bir nitrür yarıiletkenin uygulanması. Bu gelişme, çöp yakma kazanlarından, elektrik santrallerinden ya da endüstriyel faaliyetlerden çıkan karbondioksit fazlasının tutulup dönüştürülmesini sağlayan bir sistemin hayata geçirilebilmesinin temelini oluşturacak

CO2, sera etkisinden sorumlu tutulan maddelerden biri ve bu yüzden de tüm dünyada CO2 emisyonlarını azaltmak için çalışmalar yapılıyor. CO2 sorunu ayrıca, fosil yakıtların tüketilmesi konusuyla doğrudan bağlantılı. Yapay fotosentez, CO2’nin bu sorunların her ikisini de çözebilecek organik materyallere doğrudan dönüştürülmesi demek
Şimdiye kadarki yaklaşımlarda, sistemlerin organik kompleksler ya da çoklu foto-elektrotlar gibi karmaşık yapıları vardı ve bunlar da ışığa yanıt verme verimliliğini geliştirmeyi zorlaştırıyordu. Panasonic’in yapay fotosentez sisteminin, yüksek verimlilikte CO2 dönüşümüne imkan veren basit bir yapısı var. Bu yapı, doğrudan güneş ışığını ya da yoğunlaşmış ışığı kullanabiliyor

İlk önce, CO2 indirgeme reaksiyonu için yeterli enerjiye sahip elektronları uyaracak kapasiteye sahip bir nitrür yarıiletken bulundu. Nitrür yarıiletkenlerin potansiyel olarak, enerji tasarrufu için yüksek verimli optik ve güç cihazlarında uygulanabilir oldukları dikkat çekti. Bununla birlikte, bu potansiyelin katı cihazların ötesine geçtiği de ortaya çıktı; özellikle de CO2 indirgemesi için bir foto-elektrot olarak kullanılabileceği. İnce film işlenmesiyle yarıiletkenlere göre bir cihaz yapısı oluşturunca, bir foto-elektrota göre performans bir hayli arttı

Bu konudaki gelişmelerle ilgili olarak Panasonic, karar aşamasında olanlar dahil 18 yurtiçi ve 11 yurtdışı patente sahip bulunuyor

Bu gelişme 30 Temmuz 2012’de Pasadena, ABD’de düzenlenen, 19. Uluslararası Güneş Enerjisinin Dönüştürülmesi ve Depolanması Konferansı’nda kısmen duyurulmuştur

(*1): 30 Temmuz 2012 itibariyle. Sentezlenmiş maddelerin giren ışığa göre enerji oranı

140 karakterlik sınır ile kişilerin istedikleri konularda içerik girmelerini sağlayan Twitter alışılmışın dışında bir deneyim sunuyor

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de oldukça aktif olarak kullanılan platform özellikle gündem konularının tartışma merkezi haline geldi. Yaşanan her türlü gelişmenin çok kısa sürede “Trend Topic” listesine girdiği site, gerek sunduğu dil desteği gerek ülke bazlı özellikler yüzünden tercih sebebi oluyor

Konuya ilişkin Semiocast‘in 517 milyon hesap üzerinde yaptığı araştırmaya göre ülkelerin Twitter’daki aktiflik sırası gözler önüne seriliyor. Buna göre dünyada en çok tweet’leyen topluluk 141 milyonu aşkın kullanıcısı ile Amerika. Hemen arkasında ise -%23 büyüme yaşayan- 41 milyon üye sayısıyla Brezilya yer alıyor. Türkiye ise mikro blog kullanımında 11. sırada yer alıyor

Ek olarak lisan araştırması da yapan şirket Twitter’ın en popüler dillerini açıkladı. Yayınlanan raporun ilk sırasında İngilizce bulunurken onu bir basamak geriden Japonca takip ediyor. Yakın dönemde yaşanan “Arap Baharı” ile Arapça ise üst sıralara tırmanmaya başladı

En çok tweet gönderilen şehir listesinde Endonezya’nın başkenti Cakarta tahtın sahibi. Ülkemizden listeye girmeyi başaran İstanbul ise sosyal ağda en fazla içerik üreten 12. şehir konumunda

Yaptığı yenilikler ile ileri seviye deneyim sunmayı amaçlayan Twitter yönetimi diğer taraftan sürdürdüğü yayılma politikası sayesinde daha fazla coğrafyada adını duyurmak istiyor. Bunun için altyapı ve tasarım çalışmalarına titizlikle yaklaşan yöneticiler sanal dünyadaki güçlerini arttırma adına sıkı bir tempo içerisindeler

Birçok uluslararası tescilli yazılım sahibi firmanın konumlandığı ABD, elinin altındaki ‘.com, .net’ gibi internet alan adlarını başka ülkelere vermemek için mücadele ediyor. Diğer ülkeler ise ABD‘nin internet kontrolünü ele geçirmek istiyor.

ABD’li şirketlerin elinde olan ‘.com, .net’ gibi internet alan adları, dünya ülkelerini rahatsız ediyor. Öyle ki başta Rusya olmak üzere birçok yabancı ülke, mevcut durumu değiştirmek için çaba sarf ediyor. Uluslararası tescilli yazılım sahibi firmaların konumlandığı ABD ise bu yetkisini vermemek için büyük bir savaş içerisinde. Söz konusu değişiklik için Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altındaki Uluslararası Telekomünikasyon Birliği‘nde (UTB) oybirliğiyle bir karar alınması gerekiyor. Bu karar ile 1988 yılında üzerinde anlaşılan ve farklı telekomünikasyon şebekeleri arasında veri akışının hangi kurallara göre yapılacağını ve nasıl fiyatlandırılacağını belirleyen Uluslararası İnternet Yönetmeliği’nin değiştirilmesi gerekiyor.

Birlik, aralık ayında Dubai’de 178 ülkenin temsilcilerinin katılacağı bir konferansa ev sahipliği yapacak. Bu konferansta yönetmelik gözden geçirilecek. İnternetin gelişimi ve bugünkü durum, bir gözden geçirmeyi gerekli kılıyor fakat ülkelerin nasıl bir değişiklik yapacakları konusunda bir anlaşma bulunmuyor. ABD’li yetkililer, böyle bir hamlenin yapılması halinde daha ciddi sorunların ortaya çıkacağını öne sürerek, değişiklikle ilgili kaygılarını dile getiriyor. Rusya, UTB’nin de bazı alan adlarının tahsisini yapması için önerilerde bulundu. Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin, 2011 yılında, internetin uluslararası denetime tabi olması gerektiğini ve bu denetimin UTB’nin imkânları aracılığıyla yapılmasını destekleyeceğinin sinyallerini vermişti. Gelen haberler, Rusya’nın bu talebine Çin ve Hindistan’dan da destek geleceği yönünde. ABD denetimindeki UTB yetkilileri ise yönetmeliğin değiştirilmesi yönünde bir talep olmadığını ve böyle bir çabayı engelleyeceklerini kaydediyorlar.

WikiLeaks saldırı altında

Yorum Yok, Kategori(ler): Genel. Yazar: admin

Internet’in her türlü sırrı ifşa etmekle ünlü sitesi Wikileaks, geçen birkaç gün boyunca DDoS saldırılarına maruz kaldığını açıkladı. Halen kesilmemiş olan saldırılar uzunca bir süre, siteye erişimi zorlaştırdı

10 GBPS hızla gelen saldırılar, bu işin ardında kimin olduğu sorusunu akıllara getiriyor. Wikileaks’in çok sayıda düşmanı var, ancak son dönemde yayınladıkları ABD’ye ait gizli belgeler, dev bir teknik takip projesinin ayrıntılarını gözler önüne seriyor

DDoS saldırısının bu belgelere erişimi büyük ölçüde engellemiş olması kimisine göre bir rastlantı, kimisine göre komplo. Bu, Wikileaks’in karşılaştığı ilk saldırı değil ama bu sefer eskilerine oranla daha fazla “ateş gücü” ile başa çıkmak zorunda kaldılar. Site şu anda saldırılardan kurtulmuş durumda. Wikileaks daha önceki saldırılarda da son derece dayanıklı olduğunu göstermişti. Siteyi tamamen kapatmak çok zor olsa da bazılarının hedefi tam da bu olabilir (CHIP)

Son 10 yıldır cari açık büyüyor. Cari açığı oluşturan en önemli neden, basitçe ithalat-ihracat dengesi. Cep telefonları da bunun önemli bir parçası gibi gözüküyor. Ülkemiz kullanıcı olarak mobil telefon sektörüne çok ilgi gösterse de, ülkemizde “üretim” anlamında bir çalışma yapılamadı. Bu nedenle de, 1995′lerden bugüne kadar, yurtdışından gelen telefon sayısı adet olarak 150 milyonlarda, TL olarak da 25-30 milyarlarda

Hükümet bu durumu dengeleme ya da yavaşlatma yönünde bir süredir bazı harçlar ve vergiler koyuyor. Bunların sonuncusu, yolcuların yurt dışından yanlarında getirdikleri cep telefonları için 100 TL harç parası alınması uygulaması, Maliye Bakanlığı’nın çıkarttığı bir Tebliğ’in 15 Haziran tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmasıyla birlikte başladı. Hatırlarsanız bürokratik bir karmaşa nedeniyle BTK yurt dışından gelen telefonların kaydını birkaç gün boyunca kapatmıştı

Uygulama öncesinde, yurtdışındayken kendi kullanımı için ya da hediye amaçlı cep telefonu alan kişiler, IMEI numarasını BTK’ya kaydettiriyor ve sonra cihazı kullanabiliyordu. Hatırlayacağınız üzere 2005′de başlatılan bir uygulama ile BTK tarafından kaydedilmeyen cep telefonu cihazları, belli bir sürenin sonunda operatör tarafından engelleniyor, konuşulamıyor. Bu nedenle “kaydettirme” konusu çok hayati

Ama elektronik cihazlar ülkemizde çok pahalı olduğu için, yurt dışından cihaz getirtme işi bir sektöre dönüşmüş durumda. Yolcu yanında getirilen telefonlar üzerinden de kaçakçılık için bir yol bulunabiliyor. Nitekim, cihazların kayıt altına alınma uygulamasının başladığı 2005′de rakamın 700.000 adeti bulduğunu görülmesi üzerine, “2 yılda bir” şeklinde süre konulmuştu

Ancak yine de yolcu yanında getirilen telefon cihazı sayısı yükselince, kaçakçılık için yol bulunduğu düşüncesiyle, 100 TL harç uygulaması konuldu ve bu uygulama sonrasında yolcuların “yurt dışından yanlarında getirdikleri cihaz” beyan sayısının %50′ye varan bir oranda düştüğü gözlendiği açıklandı. BTK’nın bu konuda yayınladığı bir karar ve de Maliye Bakanlığı’nın getirdiği “100 TL harç parası” uygulaması “kaçak” sektöre darbe vurmuş gibi gözükmekte.

Maliye’nin bu uygulama sayesinde 1,5 ayda topladığı harç ise 10,2 milyon TL olarak hesaplanıyor

BTK’dan bluetimeline.com‘a yapılan açıklamaya göre, yolcuların yurt dışından getirdikleri telefonlarda 100 TL harç parası uygulamasının başlamasıyla birlikte cihaz getirme sayısı keskin bir düşüş göstermiş. BTK’nın verileri, 15 Haziran – 30 Temmuz 2012 tarihleri arasında yurt dışından yolcuların getirdikleri ve kayıt altına aldırdıkları cihaz sayısının toplamda 102.291 olduğunu göstermekte. 2011 yılının aynı döneminde ise bu rakam 212.230 olarak açıklanmakta. Dolayısıyla %50′nin üzerinde bir düşüş söz konusu. Üstelik aynı rakamlar Mayıs 2012′de 120.659 olarak gerçekleşmiş. Yani hem 1 yıl önceyle kıyaslandığında hem de 100 TL uygulaması başlamadan hemen önceki dönemle kıyaslandığında ciddi bir düşüş görmekteyiz

Bu uygulama, Maliye Bakanlığı’nı da sevindirmiş durumda zira uygulamanın başladığı ilk 1,5 ay içinde Maliye tam 10,2 milyon TL harç toplamış durumda. Daha önce var olmayan bu yeni gelir kaleminin, hiçbir yan masrafı da yok ve direkt hazineye giren bir para

Twitter, kısa süre önce yayınladığı bir açıklama ile API’lere tanıdığı erişim izinlerinden ciddi bir değişiklik yapabileceğini duyurdu. Sosyal network kısa süre önce de LinkedIn‘e Twitter akışını kesmiş, Instagram’dan Twitter takipçisi ve arkadaş eklemeyi durdurmuştu. Bu yeni açıklama geliştiriciler için soğuk bir duş etkisi yaptı zira uygulama geliştiriciler, reklamcıların pençesinden kurtulabilmek için API kullanımının bir iş modeli olarak desteklenmesini istiyorlardı. Hayal kırıklığı yaşayan geliştiriciler, şimdi kendi Twitter’larını kurmaya yöneldiler. 600.000 Dolarlık fon toplamayı başaran App.net, bu konuda öne çıkan girişim durumunda.

Geçtiğimiz ay, Dalton Caldwell adlı bir geliştirici, bu camiaya yönelik gözüpek bir açık teklif kaleme aldı ve reklamsız bir Twitter kurma çağrısı yaptı. Caldwell kaleme aldığı yazıda özetle Twitter’ın kendisini reklamcılara pazarladığını ve bu yüzden de potansiyelini gerçekleştiremediğini ileri sürmekteydi. Caldwell, Twitter’ın son derece güçlü API’leri sayesinde internetteki temel unsurlardan birisi haline dönüşebileceğini, ancak verilen savaşı firmanın içindeki reklamcılık bölümünün kazandığını söylüyordu. Caldwell’e göre iş modeli olarak API’ler yerine reklamcılığı seçen sosyal network firması, bir sonraki adım olarak içeriği kontrol altına alabilmek için platformundaki tüm üçüncü şahıs istemcileri yani harici API’leri yok edecekti.

Caldwell’in kaleme aldığı blog yazısı, son kullanıcılar için pek bir şey ifade etmeyebilir. Ancak bu yazı geliştiriciler için adeta bir manifesto niteliği talıyordu ve uzun bir zamandan beri reklamcıların kucağında yaşamak zorunda kalan geliştiriciler, sonunda farklı bir iş modelini tartışmaya başladılar. En nihayetinde, Cloudera’nın kurucusu ve Facebook’un veri ekibini yöneten Jeff Hammerbacher kendi jenerasyonlarının en zeki beyinlerinin “bugün oturup reklam tıklama oranlarını arttırmanın yollarını aramak zorunda” kaldıklarını açıklamaktaydı. Dolayısıyla geliştiricilerin bu kalkışması son derece önemli.

Ancak Caldwell, sadece geliştirici kalkışmasında bir lider rolü oynamakla da yetinmedi. Caldwell’in kurduğu App.net adlı firma, çok kısa bir sürede Kickstarter adlı fon toplama platformu aracılığıyla 600.000 Doların üzerinde para toplamayı başardı. App.net’in amacı reklamın dönmediği ve iş modeli olarak API kullanımının söz konusu olduğu yepyeni bir gerçek zamanlı sosyal ağ servisi (yani Twitter klonu) yaratmak.

Peki bu sistem nasıl çalışacak? App.net’in önerdiği iş modeli, temel kullanıcılardan yılda 50 Dolar ve geliştiricilerden de (API erişimi karşılığında) 100 Dolar alınan bir üyelik sistemi. API’ler sonuçta yazılım kodları ile oluşturulmuş birer bağlantı olduklarından, reklama ihtiyaç duymadan karşılıklı takas sistemiyle büyüyebiliyorlar. Örneğin bir API, ödeme sistemi sağlayıcısı gibi davranırken bir başka API, internet telefonculuğundan yararlanmanızı sağlayabiliyor. Dolayısıyla sosyal network üzerindeyken telefon görüşmesi yapmanız veya ödeme işlemi gerçekleştirmeniz mümkün hale geliyor. Örneğin en tanınmış API’lerden birisi Google Maps API’si ve bu API sayesinde Google‘ın harita servisini pek çok ortama entegre etmek mümkün.

Bu yeni girişim ve geliştiricilerin kalkışması karşısında Twitter’ın nasıl bir yol izleyeceği kadar, reklamcıların ne yapacakları da önemli. Sonuçta geliştiriciler başarılı olurlarsa, reklam pastasının küçüleceğini tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek.

Google, zaman zaman itilafa düştüğü film endüstrisi temsilcilerinin gönlünü alma çabasında. Google, ABD’de arama motoru algoritmasında önemli bir değişiklik yapacağını ve bu sayede telif haklarını çiğneyen içeriklere yer veren sitelerin arama sonuçlarında alt sıralara düşürüleceğini, yasal müzik ve film sağlayıcılarının ise üst sıralara tırmandırılacağını açıkladı. Bu karar, Amerikan Film Yapımcıları Birliği (MPAA) açısından sevindirici, özgür paylaşım savunucuları ve torrent kullanıcıları içinse kötü bir haber.

Google, korsan içeriğe yardımcı olduğu için sık sık film ve müzik endüstrisi tarafından suçlanan bir firma. Bu konuda gerek mahkemelerde gerekse de kamuoyu nezdinde şimdiye dek kendisini savunmayı başaran Google, geçtiğimiz haftalarda Fransız Yüksek Mahkemesinin aldığı kararla bir bocalama yaşadı. Mahkeme, arama devinin “torrent”, “rapidshare” ve “megaupload” gibi korsan içeriğe yönlendirme yapabilecek kelimeleri otomatik tamamlama özelliğinden çıkarmasına karar vermişti. Şimdi ise Google yine korsan içeriğe karşı bir adımı bu kez kendi isteğiyle atıyor.

Arama devi tarafından yapılan açıklamaya göre, yasal içeriğin desteklenmesi çerçevesinde bir adım atılarak bu tarz içerik platformları Google’daki arama sonuçlarında üst sıralara tırmandırılıyor. Buna karşın korsan içerik taşıdığından endişe edilen siteler arama sonuçlarında aşağılara taşınacak. Google bu işlem için arama motoru algoritmasında bir değişikliğe gidiyor ve “korsan içerik bildirimi” rakamlarından yararlanmayı planlıyor. Ancak bu bildirimlerin geçerli bildirimler olduğundan nasıl emin olunacak, herhangi bir açıklama yapılmamakta.

Amerikan film Yapımcıları Birliği (MPAA) gibi organizasyonlar, Google’ın bu yeni inisiyatifinden dolayı oldukça mutlu olduklarını açıklamaktalar. MPAA sözcülerine göre bu girişim en azından korsan içeriğin bulunmasını zorlaştırarak kullanıcıları korsandan uzaklaştırabilir. Ancak MPAA başkanı Michael O’Leary bu gelişmeyi yakından takip edeceklerini zira şeytanın ayrıntılarda gizli olduğunu açıklamakta.

Buna karşın online paylaşım özgürlüğünü ve torrent kullanımını savunanlar ise Google’ın küçük ve kirli oyunlar peşinde olduğunu söylüyorlar. Korsanı destekleyen gruplar, Google’ın çok güçlü bir lobi gücü haline geldiğini açıklayarak kapalı kapılar ardından MPAA ve endüsti temsilcileri ile pazarlıklar yapılmış olabileceğini öne sürmekteler.